Eski zamanlarda, teknolojinin bugünkü kadar gelişmediği dönemlerde, bir arkadaşımla birlikte boykot listesini çoğaltmak için bir kırtasiyeye gitmiştim. Yüzlerce sayfa fotokopi çektirmek istediğimi söylediğimde, kırtasiyeci yüzüme sanki "Boşuna uğraşıyorsunuz ama yine de çekeyim bari" der gibi baktı. Belki de hiçbir şey söylememişti, ama ben ne demek istediğini anlamıştım. O gün, büyük bir hevesle apartmanlara ve yoldan geçenlere boykot kağıtlarını dağıttık. Zamanla hangi markaları boykot ettiğimizi, bu markaların kime ait olduğunu unuttum. İnsanları yargılamıyorum bile, çünkü ben bile unutmuştum! Günümüzde her şeyin hazırına alıştık. Bu, modern çağın getirdiği bir dezavantaj. Komplekslerimiz o kadar büyük ki, elimizdeki telefondan ayakkabılarımıza kadar her şeyi etkiliyor. Adeta bu komplekslerle baş edemiyoruz. "Kahve içme, dondurmayı yeme!" deseniz bile, hemen "Ama alternatif yok" cevabını alıyoruz. Ya da boykot zamanında çarşaflı bir kadının anneme "Ama bu deterjan çok iyi yıkıyor, ne yapayım?" dediğini duyduğumda şaşırmıştım. Ona da kızmıyorum. Herkesin nefsi ve sebepleri var. Alternatiflerin zamanla yok olduğu kapitalist bir sistemde, bize sadece "Ben zaten orada kahve içmiyorum" gibi geçici bir vicdan rahatlatması kalıyor. İki gün sonra unutacağımızı bile bile.
Boykot Tutacak mı? Aktivizm mi, Zorbalık mı?
Dikkatimi çeken bir diğer konu ise "aktivizm" ya da "boykot propagandası" yapılması. Yasal bir yürüyüş yapabilirsiniz, bağırıp çağırabilirsiniz ama kafe basanlardan, insanlara bağıranlara kadar çirkin hareketler ortaya çıkıyor. Aslında haklı bir davada, haksız ve zorba görünmeleri daha da üzücü bir hal alıyor. Bana göre boykot, bu ülkede tam olarak tutmaz! Çünkü o kadar samimi değiliz. Gündemi meşgul eden ekonomik baskı uygulamaları da kısa sürede unutulacak gibi duruyor.
Z Kuşağı Boykotta Öncü!
Beni en çok şaşırtan ve mutlu eden konulardan biri ise, İstanbul Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre İsrail mallarına yapılan boykota katılım oranında en yüksek oranı Z kuşağı oluşturuyor. Katılım %50 oranındaymış. Y kuşağı olarak bilinen orta ve üst yaş grubu ise %40 civarında kalıyor. Sanırım Z kuşağının sosyal medyayı daha aktif kullanması ve aktivist ruhunun sosyal bilinçle şekillenmesinin bir ürünüdür diye düşünüyorum.
Peki, boykot gerçekten işe yarıyor mu? İşte bazı önemli noktalar:
- Bilinç Oluşturma: Boykotlar, tüketicilerin belirli markaların veya şirketlerin etik dışı uygulamaları hakkında bilinçlenmesini sağlar.
- Ekonomik Baskı: Boykotlar, şirketlerin gelirlerini azaltarak davranışlarını değiştirmeye zorlayabilir.
- Sosyal Etki: Boykotlar, toplumda bir farkındalık yaratarak diğer insanları da harekete geçirebilir.
Her şeye rağmen hala umut var gibi. Z kuşağının bu konudaki duyarlılığı, gelecekte daha bilinçli tüketim alışkanlıklarının gelişmesine katkı sağlayabilir. Unutmayalım ki, her bireyin tüketim tercihleri dünyayı değiştirebilir.